Yapılan projeksiyonlar çok fenaydı, tahminler iç karartıyordu. Petrolde 100 dolar civarındaki fiyatların mumla aranacağı da dile getiriliyordu, aynı şekilde doğalgazın çok daha pahalanacağı da: Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalatla karşılamak durumunda olan Türkiye'yi çok daha sıkıntılı bir dönem bekliyordu.
Yalnızca enerji de değildi tabii ki. İhracat sekteye uğrayacak, diğer yandan ithalat artacak ve ticaret açığı büyüyecekti. Zaten mart ayında bunun işaretleri alınmıştı. Turizm sektörünün 'akan rezervasyon' diye tanımladığı rezervasyonların hızı savaşla birlikte çok büyük ölçüde düşmüş, hatta yaz sezonu için yapılmış rezervasyonlarda da iptaller gözlenmeye başlamış ancak bu düşüş giderek yavaşlamıştı. Dolayısıyla turizmden beklenen gelir elde edilemeyecek, bütün bunların sonucu olarak cari açık öngörülenin çok üstüne çıkacaktı ve bu da daha fazla döviz ihtiyacı doğuracaktı. Daha fazla döviz ihtiyacı da daha yüksek maliyetle borçlanmak demekti.
Tüm dünya ekonomileri gibi Türkiye ekonomisinde de büyüme yavaşlayacak, bu da işsizliğin artmasına yol açacaktı.
Enerji fiyatlarındaki artışın piyasalarda yaratacağı kaçınılmaz etki enflasyonun tırmanması olacaktı. Hemen herkesin kuşkuyla baktığı TÜİK'in verilerine göre bile ilk çeyrekteki enflasyon yüzde 10'u geçmişti ve bu oranda savaşın etkisi neredeyse hiç yoktu. Özellikle mart ayında savaşa ve savaşın etkisiyle akaryakıta gelen yüklü zamlara rağmen yüzde 1,94'lük bir oran açıklanmış olması TÜİK'in oranlarına olan güvensizliğin iyice artmasına neden olmuştu.
Bütün bunlar konunun ekonomik boyutuydu. Bir de önceki gün neredeyse tüm dünya adeta dile getirmekten korkarcasına bir nükleer kâbusu yaşadı. Ne zaman ne yapacağı, ne zaman ne söyleyeceği kestirilemeyen, diplomatik bir üsluba hiçbir zaman sahip olamayan Trump gibi bir başkanın elinde öylesine bir güç vardı ki, 'Bir medeniyetin yok edileceği' söylemi 'Acaba kastedilen nükleer bomba' mı sorusunu gündeme getirdi.
Bütün bu sıraladıklarım önceki gece yarısına kadar olan bitendi, düşünülenlerdi. İran ve ABD arasında ateşkes sağlanmasıyla tüm dünya bir nefes aldı, soluklandı. Ama sorun geride kalmadı tabii ki. Zaten sağlanan bir ateşkes ve elbette bir süresi var. Ateşkes bozulabilir, ateşkes bozulmasa bile süre bittikten sonra bu kez soluklanmış olan taraflar yeniden savaşa tutuşabilir. Bütün bunlar olmasa ve savaş tümüyle bitse bile kaybedilenleri anında yerine koymak mümkün olmayacak. Ne enerji fiyatları kısa zamanda savaş öncesindeki düzeye döner, ne istense bile döndürmek mümkün olabilir. Körfez'deki yanmış yıkılmış enerji tesislerini yeniden kurmak çok zaman ister.
Kaldı ki fiyatlar bu enerji maliyetleri yüzünden arttı bir kere ve geri dönüş çok zor. Mevsimsel ürünlerin fiyatları arza bağlı olarak günden güne bile değişebilir ve aşağı gelebilir ama bu durumu tüm mal ve hizmetler için geçerli saymak yanlış olur. Bazı kalemlere bu maliyetler yapıştı bir kere:
Ekonomide ne beklemeli?
Ateşkesin getirdiği ekonomik rahatlamaya daha detaylı bakalım:
Tabii ki ateşkes, savaş tümüyle sona ermiş gibi bir etki doğurmayabilir. Ama yine de ateşkesle birlikte çok şey anında değişti bile.
Sağlanan ateşkesle birlikte Türkiye de ekonomide bir dizi kaybını belli ölçüde de olsa telafi edebilme olanağına kavuştu.
■ Örnek mi, ilk etapta motorine dünden geçerli olmak üzere yapılan yüzde 10 düzeyindeki astronomik zam bugün-yarın fazlasıyla geri alınacaktır. Çünkü ham petrol fiyatlarında bu satırların yazıldığı saat itibarıyla yüzde 14-15 dolayında bir ucuzlama vardı. Motorinde de bu orana yakın bir indirim gelmesi bekleniyor.
■ Yazımın girişinde saydığım olumsuzluklar yavaş yavaş tümüyle değilse bile belli ölçüde yok olacaktır. Dış ticaret normal seyrine dönecek, turizm ile ilgili kaygılar giderilecek, hatta Körfez bölgesindeki ülkelere daha mesafeli yaklaşması muhtemel turistlerin Türkiye'ye yönelmesi mümkün olabilecektir.
■ Merkez Bankası döviz rezervini yeniden toparlama olanağına kavuşacaktır.
■ Para Politikası Kurulu'nun 22 Nisan'da yapacağı toplantıda faiz artırımına gitmek zorunda kalacağı görüşü giderek daha çok taraftar buluyordu. Halen yüzde 37 olan haftalık repo ihale faizi belki yüzde 40'a çıkarılacak ve fonlamada yeniden haftalık repoya dönülecek ve ama fiili faiz oranı değiştirilmemiş olacaktı. Çünkü piyasa zaten 1 Mart'tan beri haftalık repo ihaleleri yoluyla değil yüzde 40 faizle gecelik borç verme kanalından fonlanıyor. 22 Nisan'da politika faizi yüzde 40'a çıkarılırsa gecelik borç verme faizi de muhtemelen yüzde 43 olacaktı. İşte ateşkes sayesinde Merkez Bankası belki de 22 Nisan'da oranlarda bir değişikliğe gitme gereği duymayacak; hatta fonlamayı yeniden haftalığa çekerek faizi fiilen indirebilecektir.
Haritayı değiştiremediler
Sağlanan ateşkesle dünya en azından şimdilik rahat bir nefes aldı. Savaşan taraflara bakıyorsunuz; ikisi de kendini kazançlı sayıyor.
Ama herkesin gördüğü gerçek, bu savaştan İran'ın kazançlı çıktığı. Elbette İran daha fazla yıkıma uğradı, elbette daha fazla can kaybı verdi. Ama ABD üç beş günde kıracağını sandığı İran'ın direncini bir türlü aşamadığı gibi neredeyse tüm üst düzey yetkilileri devre dışı bırakmasına rağmen rejimi yıkma anlamında da hiç mesafe alamadı. Gerçi Trump'a bakarsanız rejim değişti de o nasıl oldu pek anlaşılamadı. Trump mantığı deyip geçmek gerek!
Artık moral üstünlüğü tartışmasız İran'da. ABD ve İsrail, İran'ın tahminlerinin çok ötesinde sert bir kaya olduğunu gördü. Şurası kesin, artık Ortadoğu'ya dönük planlar tümüyle yeniden gözden geçirilecektir.
Bu hiç kuşku yok ki Türkiye'nin toprak bütünlüğü açısından da çok önemli bir gelişmedir. Birilerinin Türkiye'nin topraklarında gözü vardı; yurt içinden ve dışından bunu pervasızca dile getirenler çıkıyordu ve bu hayaller yapılan tuhaf haritalara da yansıyordu. Ama bu savaşla birlikte Türkiye'nin güneydoğusunu da kapsayacak ve İran ve Irak'tan da toprak alacak şekilde kurulması planlanan Kürt devleti hayali en azından şimdilik suya düştü. Aynı şekilde İsrail'in genişleme hayalleri de:
Girişte belirttiğim görüşü bir kez daha tekrar etmek gerekirse ateşkes tabii ki sürelidir ve bu iki hafta bittikten sonra savaş yeniden alevlenir mi, bilinmez. Ya da ateşkes ihlal edilir ve bu iki hafta bile sözde kalır mı, o da bilinmez. Ama umulan ateşkesle birlikte bu savaşın tümüyle bitmesi. İşte bu varsayımla bakınca görülen, Ortadoğu haritasının değişmeyeceğidir.
• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.





