Ekonomi

Net Borç Verme ve Net Borç Alma Hesabı

Sayın Mahfi Eğilmez'in, mahfiegilmez.com sitesinde yayımlanan 'Net Borç Verme ve Net Borç Alma Hesabı' başlıklı köşe yazısı.

IMF'nin kullandığı net borç verme (net lending) ve net borç alma (net borrowing) kavramları, bir ekonominin tasarrufları ile yatırımları arasındaki ilişkiyi ve dış dünyayla olan finansal bağlantısını gösteren önemli göstergelerdir.

Bir ülke net borç verici konumundaysa, ekonomideki toplam tasarruflar toplam yatırımlardan fazladır. Bu durumda ülke, tasarruf fazlasını yurt dışına yönlendirir ve dış dünyaya net finansal kaynak aktarır. Bu durum genellikle cari fazla veren ekonomilerde görülür.

Bir ülke net borç alıcı konumundaysa, toplam yatırımlar tasarruflardan fazladır. Bu durumda yatırımları finanse etmek için dış kaynak kullanımına ihtiyaç duyulur. Bu durum genellikle cari açık veren ekonomilerde görülür.

IMF ve diğer uluslararası kuruluşlar bu kavramları kullanarak ülkelerin tasarruf-yatırım dengesini, cari işlemler dengesini ve dış finansman ihtiyacını değerlendirir.

Makroekonomide temel ilişki şöyledir:

Net Borç Verme / Net Borç Alma = Tasarruflar (S) − Yatırımlar (I)

Buna göre:

• S > I ise ekonomi net borç vericidir.

• S I ise ekonomi net borç alıcıdır.

Aynı ilişki cari işlemler dengesiyle de bağlantılıdır:

Cari İşlemler Dengesi ≈ Tasarruflar (S) − Yatırımlar (I)

Dolayısıyla ekonomi net borç alıcı konumundadır ve yaklaşık 50 milyar dolarlık net dış kaynak girişine, başka bir ifadeyle dış finansmana ihtiyaç duymaktadır.

Türkiye ekonomisi tarihsel olarak çoğu dönemde cari açık veren bir ekonomi olduğu için genellikle net borç alıcı konumundadır.

Bir ekonomide 2026 yılında verilerin şöyle olduğunu varsayalım:

GSYH = 2 trilyon dolar

S = 450 milyar dolar,

I = 500 milyar dolar

S − I = −50 milyar dolar olup bu tutar GSYH'nin yüzde 2,5'ine karşılık gelmektedir. Dolayısıyla ekonomi net borç alıcı konumundadır ve yaklaşık 50 milyar dolarlık net dış kaynak girişine ihtiyaç duymaktadır.

Bu ihtiyaç aynı tutarda dış borçlanma yapılacağı anlamına gelmez. Dış finansman ihtiyacı; doğrudan yabancı yatırımlar, yabancıların hisse senedi ve tahvil yatırımları, bankaların ve şirketlerin kullandığı dış krediler, ticari krediler ve diğer sermaye girişleri aracılığıyla da karşılanabilir.

Bu örnek ülkenin net borç alıcı konumundan çıkabilmesi ya da dış kaynak arayışlarını azaltabilmesi için önünde iki seçenek vardır: İç tasarruf oranını artırmak ya da yatırımlarını azaltmak. Tasarrufların artırılması için hanehalkı ve şirket tasarruflarını teşvik eden politikalar uygulanabilir; kamu tasarruflarının artırılması ise çoğu zaman bütçe açığının azaltılmasını ve dolaylı olarak daha yüksek vergi gelirlerini veya daha düşük kamu harcamalarını gerektirir. Yatırımların kısılması ise büyümenin düşmesiyle sonuçlanır. Bu nedenle hızlı büyüme ihtiyacı olan ekonomiler açısından bu seçenek önemli maliyetler yaratabilir.

Türkiye 2024 ve 2025 yıllarında yatırım artışını yavaşlatıp büyümesini potansiyel büyüme oranı olan yüzde 5'in altına düşürerek (2024'te yüzde 3,3, 2025'te yüzde 3,6) cari açığını kontrol etti. 2026 yılında da benzer bir durum yaşanması bekleniyor. Tahminler büyümenin yüzde 2,8 - 3,0 dolayında olacağını gösteriyor.

Türkiye gibi hızlı büyüme ihtiyacı olan bir ekonomi açısından büyümenin yavaşlaması önemli bir maliyet yaratır. Buna karşılık burada yanıtlanması gereken kritik soru şudur: Yatırım artışını yavaşlatmış ve büyümesini potansiyel büyümesinin altına düşürmüş olan bir ekonomi bu üç yılda GSYH'sini 1.358 milyar dolardan 1.658 milyar dolara nasıl çıkarmış olabilir? Daha önce de çeşitli defalar değindiğimiz gibi bunun temel nedeni, yüksek enflasyonun GSYH'yi cari fiyatlarla hızla büyütmesi ve döviz kurunun enflasyona kıyasla daha yavaş artmasıdır. Böylece dolar cinsinden GSYH, reel büyümenin tek başına açıklayabileceğinden çok daha hızlı artmaktadır.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: mahfiegilmez.com