Ekonomi

Mizaru, kikazaru, iwazaru

Sayın Alaattin AKTAŞ'ın, ekonomim.com sitesinde bugün yayımlanan 'Mizaru, kikazaru, iwazaru' başlıklı köşe yazısı.

Görülmesi gereken dönemde görme, duyulması gerekenleri duyma ve söylenmesi gerekenleri bilmiyormuş gibi yaparak zamanında söyleme; yani Japonca aslıyla 'mizaru, kikazaru ve iwazaru', sonra da zamansız bir şekilde ortaya çık!

Bir zaman geçince 'görmeye, duymaya ve söylemeye' başla ama asıl muhatabı karşına alamadığın için hedef tahtasına başkasını koy!

Önce bankacılık kesiminden yükselen sesler, ardından bazı medya kuruluşlarında zaman zaman depreşen sözüm ona faiz odaklı çıkışlar...

Kimi tutar bu programın ömrünü tamamladığını söyler, sanki ortada gerçek bir ekonomik program varmış ve işe yarayacağı gerçekten umuluyormuş gibi; kimi de tutar 'Bu operasyonu kimin adına çektiniz'in değişik bir versiyonunu gündeme getirir. Adeta 'Tamam işte, kamuoyu da, bankacılar da bizim gibi düşünüyor' yaklaşımından güç alarak:

Ama amaç da pek net değil, amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Gerçi birilerini dövmekse amaç, hedef alınanın bağın sahibi değil bağda çalışan olduğu ortada.

Kimse heveslenmesin!

Son söyleneceği en başta söyleyeyim. Hiç kimse heyecanlanmasın, eğer beklenti içindeyse hayal kırıklığına uğrayacağını bilsin; seçim yaklaşana kadar ekonomi yönetiminde çok önemli değişiklikler olmaz; bağda çalışan işçi görevine devam eder.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e karşı olan cephenin genişlediği ve güçlendiği, bunun da Şimşek'in 'görevden affını' istemesiyle sonuçlanacağı düşüncesinde olanlar gitsin kendine başka bir meşgale bulsun.

Ekonomi politikasının nasıl bir şekil alacağını düşünürken sondan başa gitmek gerekir. Son, seçimdir ve ekonomik tercihlerde ortaya çıkacak değişikliği belirleyecek olan da seçimin tarihidir.

Seçim ve makas

Bu yıl bir seçim var mı, yok.

Seneye seçim var mı, en azından ilk yarıda yok.

Seçim olsa olsa en erken 2027'nin ikinci yarısında.

Anayasanın ara seçimi gerekli kılan hükümlerine uyulacak mı, hayır; dolayısıyla ara seçim de yok.

Seçime ilişkin bu takvimin söylediği şu:

'Bu yıl kim ne kadar şikayet ederse etsin ekonomi politikasında temelde bir değişiklik olmaz. Hangi bankacı ne derse desin, hangi medya kuruluşu ne yazarsa yazsın, temel politikalarda değişiklik gündeme gelmez.

Hem ekonomide bazı kararlar alarak, bazı uygulamaları değiştirerek istenilen sonucu elde etmek mümkün değil ki: Bunlar işin kolayı zaten, önemli olan sağlıklı bir ekonomi ortamı oluşturmak, o da ekonomik değil, siyasi bir tercih. O da yapılmaz.

Adalet algısının böylesine bozulduğu bir ortamda ekonomiye ilişkin üç beş kararla sorunun üstesinden gelineceğini düşünmek fazla iyimserlik olmaz mı?

Ufukta bir seçim görünmediğine göre yakınan yakındığıyla kalır ve hiçbir şey değişmez.'

Üç işaret:

Bu köşede 22 Aralık'ta 'Ne zaman seçim ne yazık ki ancak o zaman birazcık geçim' başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda enflasyonla mücadeleyi ikinci plana iten ve toplumun nefes almasına katkıda bulunan adımlar görüldüğünde bunun seçimin ayak sesleri olarak okunması gerektiğini vurgulamıştım.

Seçimin yaklaştığını gösteren işaretler neler mi olurdu:

Bir; faiz muhtemelen olması gerekenden daha fazla düşürülür ve krediye erişim kolaylaşır, böylece hem hanehalkının, hem reel sektörün görece de olsa rahatlaması sağlanır.

İki, çalışanlara ve emeklilere enflasyon farkının ötesinde artışlar verilir.

Üçüncü olarak da bazı para ve vergi cezaları belki anapara da dahil affedilir.

Zaten şimdi bir anlamda örtülü olarak yapılması istenenler bunlar.

Örtülü olarak, çünkü 'Bu program ömrünü tamamladı' diyenlerin de, 'Program çöktü' diyenlerin de önerdikleri somut bir program yok. Programın çöktüğünü dile getiren bir medya kuruluşundan tabii ki teknik bir program önerisinde bulunması beklenmez; ama bu görüşü ileri sürenler pekala ekonomik olmayan gerçek çözümü dile getirebilir; ama onu da yapamazlar.

Çünkü gerçek çözüme değinmek el yakar! Tabii ki öyle bir sorun olduğu da kabullenilmiyordur, o da ayrı.

Bankacılar ne ister, belli:

Bankacılık kesiminin ne istediği, ne isteyebileceği çok açık. Bu istekler kapalı kapılar ardında hep dile getiriliyordu, bu kez daha açık bir şekilde söylendi.

Bankacı emaneten para toplar ve üstüne kâr koyarak o parayı kredi olarak kullandırır, bir başka ifadeyle satar.

Banka, doğal olarak daha düşük maliyetle para toplamak ister. Bu sayede kredi faizi düşük olacaktır, ucuz kredi kolay satılacaktır.

Oysa şimdi yüksek faiz yüzünden hem mevduat maliyetli, hem kredi faizi yüksek seyretmektedir ve kredi geri dönüşünde sorun yaşanmaktadır. Bankalar bir de tabii ki kredi kullandırmada sınırlama olmamasını tercih eder.

Şimdi her türlü sorun var. Faiz görece yüksek, toplanan para da sınırlamalar yüzünden ve pahalı bulunduğu için yeterince satılamıyor.

Bu istekleri yerine getirmek çok basit de, sonrası başka maliyetlere yol açıyor işte. Ekonomi yönetiminin temel önlem anlayışı herkesin 'perhiz yapmasını sağlamak' olduğu için 'daha az yenilsin, içilsin, daha az kredi kullanılsın, daha az üretilsin, tüketilsin' mantığı güdüldüğü için buna izin verilmiyor ve çıkarlar işte bu aşamada çatışıyor.

Bankacılık kesimi de bekleyecek; seçim yaklaşınca tüm bu sorunlar geride kalacak.

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com