Trump, bir söylediğinin üzerinden 24 saat geçmeden tam tersini söylemeye devam ediyor. Mart 2025'ten bu yana küresel ekonomiyi karıştırmayı ana uğraşısı haline getirdi. Geldiğimiz noktada durum şöyle: Brent ham petrolünün varil fiyatı yılbaşındaki değerinin yaklaşık yüzde 80 yukarısında. Sorun sadece ham petrolün fiyatının yükselmesi değil. Ülkelerin petrol stokları azalıyor. Hürmüz Boğazı kapalı. Körfez ülkelerinin enerji altyapısı önemli ölçüde hasar gördü. Miktar kısıntısı artık yakıcı düzeye gelmek üzere. Jet yakıtı, motorin, üre, nafta, sülfür gibi ürünlere erişim giderek zorlaşıyor. Çoğu ülkede enflasyon artıyor. Uzun vadeli devlet tahvillerinin faizleri yükseliş eğiliminde. Ulaşılan düzeyler ya tarihsel rekora işaret ediyorlar (mesela Japonya) ya da uzun yıllardır görülmemiş düzeylere (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada :) Martin Wolf'un Financial Times'ta dün çıkan yazısının son cümlesi şöyle: 'ABD, savaşına 'Destansı Öfke Operasyonu' adını verdi. Ancak 'Destansı Aptallık Operasyonu' daha gerçekçi bir isim olurdu.'

1970'lerde Türkiye 'kuyruklar' ülkesi olmuştu

1970'li yılların büyük bir kısmında Türkiye çok büyük ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldı. 1973'te ilk enerji şoku yaşandı. Ham petrolün varil fiyatı yüzde 400'e varan oranda arttı. Ardından 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle ABD Türkiye'ye yıllarca sürecek ekonomik ambargo ve silah ambargosu koydu. 1979'da ikinci enerji şoku geldi. Ham petrol fiyatı bu sefer yüzde 160'ı aşan oranda sıçradı. Temel malların fiyatlarını belirleyen 'fiyat tespit komitesi' vardı. Sanayi ve Ticaret bakanlıkları bünyesindeydi. Bir malın fiyatı, o komite izin vermedikçe değiştirilemiyordu. Bütün bunların sonucunda Türkiye 'kuyruklar' ülkesi olmuştu. Yağ kuyruğu, ampul kuyruğu, benzin kuyruğu: İş öyle bir hal almıştı ki, bir kuyruk varsa hemen arkasına ekleniliyor, daha sonra öndekilere 'bu ne kuyruğu' diye soruluyordu. 1979'da Devlet Planlama Teşkilatı'na uzman yardımcısı olarak girmiştim. Kışın odalarda palto ile oturduğumuzu hatırlıyorum.

Yine o yıllarda ekonomi literatüründe yeni bir akım gelişiyordu: Dengesizlik Makro İktisadı. Fiyat ve ücret katılıkları altında ortaya çıkan dengesizliklerle ilgiliydi. Makro iktisadi anlamda bir sektördeki dengesizlik (mesela mal piyasasında) başka sektöre (mesela işgücü piyasası) sıçrayınca ortaya çıkan sorunlar inceleniyordu. Doğal uzantısı 'tayınlama' mekanizmalarıydı. Talebi karşılayacak kadar arz yoksa fiyat ve ücretler de katıysa, mevcut arz nasıl dağıtılacaktı? Mesela 'kuyruğun önlerindekiler mi alacaklardı yoksa kuyruktakilere eşit bir paylaştırma mı yapılacaktı?' Mülkiye'de lisansüstü programında Yılmaz Akyüz Hoca böyle bir ders açmıştı. Sabah kuyruğa gir, öğleden sonra kuyruk ekonomisi tartış; sabahki kuyruklar adeta dersin laboratuvar saati gibiydi; ders çok zevkliydi. Yılmaz Hoca 12 Eylül faşist darbesinden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. O dersteki notları 2010'da Efil Yayınevi tarafından kitap olarak yayımlandı: 'Fiyat Mekanizması ve Makroekonomik Dengesizlikler'.

Durup dururken bunlar nereden aklıma geldi bilemiyorum, ama böyle bir iktisat literatürü de var. Hatırlatayım dedim:

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr'nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: ekonomim.com

Kaynak: Haber Merkezi