Yendeki tarihi değer kaybı ABD ve Japonya'yı ortak operasyona zorladı

Japon yeninde son dönemde hızlanan değer kaybı ve buna karşı atılan politika adımları, dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi Japonya'da para politikasının yönü ve döviz piyasalarındaki müdahale tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

ABD Hazine Bakanlığı ve New York Federal Rezerv Bankasının, Japon yenindeki spekülatif değer kayıplarını ve piyasa oynaklığını engellemek amacıyla Japonya ile başlattığı ortak döviz alım operasyonu, küresel finans sisteminde dengeleri yeniden şekillendiriyor.

Uluslararası basında yer alan müdahale beklentilerinin ardından ABD ve Japonya, 31 Temmuz'da döviz piyasasına doğrudan müdahale etti.

Dolar/yen paritesi, 29 Temmuz'da gün içinde 163,92 ile son yılların en yüksek seviyesini test etmesinin ardından 30 Temmuz'da 163,40 seviyesinden güne başlamıştı. Gün içinde en yüksek 163,75 seviyesini gören kur, ilk müdahale dalgasıyla 157,98'e kadar geriledi ve günü yüzde 2,36 kayıpla 159,54 seviyesinde tamamladı. Ortak müdahalenin resmiyet kazandığı 31 Temmuz'da ise parite gün içinde en yüksek 160,89'u görmesine karşın günü yüzde 1,23 düşüşle 157,58 seviyesinde kapattı.

Analist tahminlerine göre, Japon makamları perşembe günü tek başına yaklaşık 8,45 trilyon yen (yaklaşık 59 milyar dolar) harcadı, cuma günü ise ABD ile ortak koordineli hamle geldi.

30 yıl sonra ilk

ABD ve Japonya'nın bu adımı, 2011 yılında Japonya'da meydana gelen büyük depremin ardından gerçekleştirilen G7 koordineli müdahalesinden bu yana iki ülke arasında yapılan ilk ortak döviz piyasası müdahalelerinden biri oldu.

Ancak operasyonun teknik niteliği bakımından geçmişe göre çok kritik bir fark bulunuyor. İki ülke, 2011'deki tarihi müdahalede aşırı değerlenen yeni baskılamak amacıyla piyasada koordineli şekilde 'yen satışı' gerçekleştirmişti. ABD ve Japonya'nın Japon para birimine doğrudan destek vermek amacıyla 'yen satın alma' (outright purchases) yoluyla güçlerini birleştirmesi ise en son yaklaşık 30 yıl önce, 1998 Asya Finans Krizi döneminde yaşanmıştı. Böylece bu son müdahale, Washington ve Tokyo'nun yene doğrudan alım yoluyla destek verdiği yaklaşık 30 yıl sonraki ilk ortak müdahale olarak kayıtlara geçti.

Bu ikili müdahale, Washington'ın Asya'daki en büyük müttefikine verdiği desteğin ötesinde anlamlar taşıyor. Analistler, operasyonun asıl nedeninin, yendeki erimenin küresel tahvil piyasalarını sarsarak doğrudan ABD kamu borçlanma mekanizmasını koruma refleksi olduğunu vurguluyor.

40 yılın en düşük seviyesi ve petrol şoku baskısı

Japon yeni, ABD ile olan yapısal faiz farkları ve Orta Doğu'da savaşın ardından artan petrol fiyatlarının ham madde ithalatçısı Japon ekonomisine getirdiği yük nedeniyle son aylarda ağır bir baskı altında kalmıştı. Yaşanan bu makroekonomik şokların etkisiyle yen, dolar karşısında son 40 yılın en düşük seviyesi olan 164 sınırına kadar geriledi.

Düşük para birimi Japonya'nın ihracatını kısa vadede ucuzlatıp desteklese de ham madde ithalat maliyetlerini sürdürülemez seviyelere çıkararak halkın satın alma gücünü ciddi oranda düşürdü. Öte yandan, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) haziran ayında politika faizini yüzde 1 ile son 31 yılın en yüksek seviyesine çıkarma yönündeki şahin adımı da zor günler geçiren para birimine kalıcı bir destek sağlamakta yetersiz kaldı.

Finansal istikrarın bozulması üzerine harekete geçen Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama, aşırı oynaklık ve düzensiz hareketleri dizginlemek adına ABD ile koordineli olarak döviz piyasasına yen alımı yönünde müdahale ettiklerini açıkladı.

Katayama, söz konusu ortak adımın Eylül 2025'te yayımlanan ABD-Japonya Maliye Bakanları Ortak Bildirisi uyarınca atıldığını ve son aylarda Japon yeninde görülen aşırı oynaklık ve düzensiz hareketlere karşı önlem amaçlı olduğunu aktardı.

ABD tahvil piyasasında 'Japonya dağılımı' riski

Washington'ı milyarlarca dolarlık bu operasyona bizzat katılmaya zorlayan en büyük tehdit, küresel borçlanma maliyetlerinin merkez üssü olan ABD Hazine tahvili piyasasında yaşanabilecek olası bir yapısal kırılmaydı. Japonya, 1,14 trilyon dolarlık portföy hacmiyle ABD kamu borcunun dünyadaki en büyük yabancı alıcısı ve alacaklısı konumunda bulunuyor.

Yen 164 sınırına dayandığı ve baskı altında kaldığı dönemde, Japon yatırımcılar ve finans otoriteleri iç piyasadaki ani likidite ihtiyacını karşılamak ve yen cinsinden fonlama sağlamak için ellerindeki devasa miktardaki ABD Hazine tahvillerini açık piyasada satmak zorunda kalma riskiyle karşı karşıya kaldı.

Japonya'nın milyarlarca dolarlık Amerikan tahvilini bir anda piyasaya sürmesi, halihazırda yükselişte olan ABD Hazine tahvili faizlerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine neden olabilecekti. Borç senedi faizlerindeki yükseliş ise ABD'de konut kredisi faizlerinin ve kurumsal borçlanma maliyetlerinin artmasına, Amerikan ekonomisinin yeni bir resesyona sürüklenmesine yol açabilecekti.

Akıllı likidite yönetimi

Müdahalenin Amerikan tahvil piyasasında faiz artışına yol açmaması için arka planda gelişmiş bir finansal mekanizma devreye sokuldu. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Japonya'nın cuma günkü müdahaleleri finanse etmek için Fed bünyesindeki Yabancı ve Uluslararası Para Otoriteleri (FIMA) Repo İmkanı'na başvurduğunu açıkladı.

İlk kez 2020 yılında uygulamaya konulan bu sistem, yabancı merkez bankalarının ellerindeki ABD Hazine tahvillerini doğrudan piyasada satmak yerine Fed'e teminat göstererek 60 milyar dolara kadar kısa vadeli dolar kredisi almalarına olanak tanıyor.

Bu sayede Tokyo yönetimi, Amerikan tahvillerini piyasaya sürmeden ihtiyaç duyduğu dolar likiditesini elde etti ve ABD tahvil faizlerindeki olası bir şokun önüne geçildi.

Bessent, önümüzdeki aylarda FIMA'nın kapasitesinin artırılmasını önereceğini belirtti. Ancak bu genişleme, Fed'in yeni Başkanı Kevin Warsh yönetimindeki Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) resmi onayına tabi olacak.

Trump'ın gümrük tarifelerini koruma stratejisi

Söz konusu müdahalenin bir diğer stratejik gerekçesi, doğrudan ABD'nin dış ticaret dengesi ve yerli sanayi politikalarıyla paralellik gösteriyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan üreticisini koruyacağını savunduğu gümrük tarifeleri, yenin dolar karşısında aşırı değersiz kalması durumunda matematiksel olarak işlevini yitiriyordu.

Yen aşırı değersiz olduğunda Japon menşeli ürünler ABD pazarı için çok ucuz hale geliyor ve Trump'ın gümrük tarifelerinin koruma kalkanı önemli ölçüde zayıflıyordu.

Trump'ın müdahaleyi 'bir dostluk göstergesi ve küresel ekonomiye destek' olarak nitelendirmesinin arkasında, ABD'nin dış ticaret açığının kronikleşmesini önleme ve kur bazlı haksız rekabeti engelleme stratejisinin yattığı belirtiliyor.

Trump, başkanlık uçağında yaptığı açıklamada, 'Zayıflayan bir yenleri vardı ve destek istediler. Japonya'ya yardım etmek için her zaman oradayız' diyerek Washington'ın duruma müdahil olma nedenini özetledi.

Sistemik risk önlemi

Finansal piyasaların birbirine göbekten bağlı yapısı, yendeki bir likidite krizinin sınırları aşarak Wall Street başta olmak üzere ABD finans merkezlerini krize sürükleme riski barındırıyordu.

Yıllardır düşük faizli yen cinsinden borçlanıp yüksek getirili ABD varlıklarına yatırım yapan küresel fonlar, yendeki kontrolsüz hareketlerle ani bir teminat tamamlama ve pozisyon kapatma kriziyle karşı karşıya kalabilirdi.

Küresel bir likidite sıkışmasını engellemek adına New York Fed'in, avro satışı üzerinden yen alarak spekülatörlere karşı net bir baraj kurduğu da belirtiliyor.

'Müdahale bir 'sınırlandırma egzersizi''

Uluslararası finans kuruluşu ING'nin Küresel Piyasalar Araştırma Başkanı Chris Turner, konuya ilişkin analizinde, ABD ve Japonya'nın 70-80 milyar dolarlık devasa döviz satışına ve düşen petrol fiyatlarına rağmen doların küresel çapta güçlü kalmaya devam ettiğini vurguladı.

Fed'in eylül ayındaki olası faiz artırımına yönelik belirsizliklerin doları desteklediğini belirten Turner, şunları kaydetti:

'Teoride, ortak döviz müdahalesinin ve Japonya'nın son üç günde yaptığı tahmin edilen 70-80 milyar dolarlık dolar satışının ardından bugün doların genel olarak zayıflaması gerekirdi. Ancak doların küresel piyasalarda değer kaybetmemesi, Fed'in eylül ayında faiz artırıp artırmayacağına ilişkin belirsizlikten kaynaklanıyor. Fed Başkanı Kevin Warsh'un basın toplantısının ardından sıkılaşma fiyatlaması yeniden 16-17 baz puana yükseldi.

Çünkü bir faiz artırımının yapılmaması, uzun vadeli tahvillerde daha büyük bir satış dalgasına yol açacaktır. Mevcut durumda ABD 30 yıllık tahvil faizleri yüzde 5,20'nin, mortgage oranları ise yüzde 6,75'in üzerinde kalmaya devam ediyor. Bu hafta açıklanacak JOLTS açık iş sayısı ve tarım dışı istihdam ile işsizlik oranında çok ciddi bir zayıflama görülmedikçe, dolarda kalıcı bir düşüş trendinin başlayacağını söylemek zor.'

Chris Turner, gerçekleştirilen ikili müdahalenin Fed'in faiz artışının yakın olduğu ve Tokyo'nun uyguladığı gevşek para ve maliye politikalarının dayandığı makroekonomik temelleri değiştiremeyeceğinin altını çizdi.

İki ülkenin ortak adımını 'sınırlandırma egzersizi' olarak tanımlayan Turner, 'Bu ikili müdahalenin dolar/yen paritesini 155 seviyesinin altına kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde düşürmesini beklemiyoruz. Ancak bu operasyon, yatırımcıların pariteyi panikle 160 seviyesinin üzerine taşımasını engelleyen başarılı bir 'sınırlandırma egzersizi' rolü üstlenmektedir. Washington ve Tokyo, bu adımla yen üzerindeki spekülatif baskıyı sınırlandırmış ve Tokyo yönetimine yerel varlıklara yatırımı teşvik edecek yen pozitif politikalar sunabilmesi için çok değerli bir zaman kazandırmıştır.' değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Haber Merkezi